Ihlamur Kasrı Tarihi Çevresi ve Tarihçesi

Ihlamur Kasrı Tarihi Çevresi ve Tarihçesi

Ihlamur Kasırları; Boğaziçi‟nin Avrupa yakasında Beşiktaş Semti’nde, batıda Teşvikiye-Nişantaşı, doğuda Balmumcu-Yıldız, kuzeyde Gayrettepe-Mecidiyeköy sırtları arasında kalan Ihlamur Vadisi‟nde yer almaktadır. Günümüzde kasırların içinde bulunduğu açıklık alan dışında, blok apartmanlar ve sitelerle dolu yoğun bir yapılaşmanın kıskacı içinde kalan vadi, 18. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına dek, içinden Fulya deresinin aktığı, ıhlamur ve çınar ağaçlarının gölgelediği, yeşillikler ve çiçek bahçeleri içinde, İstanbul‟un önemli mesirelerden biridir. Üç bölümden oluşan vadinin ilk bölümü, bugün kasırların da içinde yer aldığı Nişantaşı yamaçlarıdır. Buranın bilinen en eski adı, Sultan III. Ahmed zamanında tersane eminliği yapan bir kişinin adıyla özdeşleşmektedir. Hacı Hüseyin Ağa‟ya ait olduğu kayıtlarda geçen tarla ve bağlar, bu kişinin idam edilmesinden sonra devlet hazinesine katılmış, fakat arazi 19. yüzyılın sonlarına kadar “Hacı Hüseyin Bağları” olarak anılmaya devam etmiştir.

İkinci bölümü, kasırların doğusunda Yıldız‟a doğru yükselen ve “Ihlamur” olarak anılan yamaçtır. Sultan I. Abdülhamid‟in zamanında bu alanda hiçbir yerleşim bulunmadığı, ancak sadrazamı, “Karavezir” lakaplı Seyyid Mehmed Paşa‟nın , silahdarlık yaptığı zamanlar (1775–1779) burada bir namazgâh yaptırdığı, namazgâhın taşında yer alan “Seyyid Mehmed Silahdârı Şehriyârî” ibaresinden ve “Fi ca sene 1192” (M.1778–1779) tarihinden anlaşılmaktadır. Vadinin “Hacı Hüseyin Bağları” ve “Ihlamur” bölümlerine Sultan I. Abdülmecid zamanında eklenen üçüncü bölümü ise “Muhabbet Bahçesi” denilen Mecidiyeköy yamaçlarıdır. H.30 Muharrem 1274 (M.20 Eylül 1857) tarihli bir arşiv belgesinden, bu arazinin Çobanoğlu Mardiros adında bir kişiye ait olduğu ve satın alınarak “Ihlamur”a katılmak üzere haritasının düzenlendiği öğrenilmektedir.

Sultan III. Selim ile Sultan II. Mahmud zamanlarında boş ve bakir kalan “Ihlamur”, sultanların ok atma alıştırmaları yaptıkları, kemankeşlerle birlikte atış yarışmaları düzenledikleri bir spor alanı olarak değerlendirilmiştir. Su dolu testilere yaptıkları bu atışların mesafeleri, dereceleri ve tarihlerinin yazılı olduğu nişantaşlarından günümüze ulaşmış üç tanesi tespit edilmiştir.

Yedi set halinde düzenlenmiş olan yamacın birinci set olarak kabul edilen en alt düzlüğünde bugün var olmayan mermer bir fıskiyeli havuz olduğu bilinmektedir. Sultan III. Selim‟in serkâtibi tarafından tutulan bir günlükten anlaşıldığına göre, havuz ile dikilen sütunlar için, H.1206 (M.1791–1792) yılında bir de tören düzenlenmiş ve atış yarışmaları yapılmıştır. Beşinci sette, Sultan III. Selim‟e ait bir nişantaşı H. 1205 (M.1790–1791) tarihini taşımaktadır. Tuğralı ve 115 dizeli yazıt, Sultan III. Selim‟in saltanatının ilk yıllarında yazılmıştır. Dizeler şair Enderunlu Naşid‟e, ta‟lik yazı ise hattat Yesârîzâde Mehmed Esad Efendi‟ye aittir.

Nişân urdukça ol sultanı Zîşân

İsabet ettire her işde Yezdân

Hemân yaz nâşidâ vasfı cemîlin

Ki mazmûn ola aynı selsebîlin

Akarsa hemadan tarihi

Nişân kırdı yine şâhı cihânbân” ve

El’abdül-hakiyr-üddâî

Mehmed Es’adül Yesârî

Gafere zenûbehû

Sene 1205

Altıncı sette, Sultan II. Mahmud‟a ait iki nişantaşı, sultanın atıştaki ustalığını anlatmaktadır. Bunlardan birincisi şair Şakir‟e ait, 18 dizeli ve tuğralıdır:

Şâkirâ, ancak mücevher yakışur tarihine:

Pârepâre, beyzâ’sına a’yân düşman kör ola!

İkincisi Enderunlu Vasıf‟a ait 57 dizelidir:

Vasıfa cevherî kalemle yaz seğâ tarihi:

Menzili bozdu Şehinşâhı himanşân, âferin”…

El’abdüd’dâi Yesârîzâde

Mustafa İzzet gafere lehûmâ 1226.

Yazılar, Yesârîzâde Mehmed Esad Efendi‟nin oğlu Yesârîzâde Mustafa İzzet‟e aittir.

Sultan I. Abdülmecid, 1846 yılında Fransız şair, yazar ve politikacı Lamartine‟i (d.1790–ö.1869) “Hacı Hüseyin Bağları” içinde yer alan eski bir köşkte kabul etmiştir. Lamartine, bu ziyareti ve Ihlamur Vadisi‟ni şöyle betimlemektedir:

“…Kendimizi Savoie ya da İsviçre’de bir orman parçasını ekmiş, düzenlemiş bir çiftçinin topraklarında sanabilirdik. Çakıllar üstünde akan suların şırıltısından, yapraklar arasında kuş cıvıltılarından başka ses gelmiyordu kulaklarımıza. Ne bir duvar görülüyordu ne bir adam, ne bir parmaklık ne de herhangi bir ev, bir barınak… Hele bir saraya benzer hiçbir şey yoktu.”…”Ihlamur’la şehri ayıran çıplak sırtları geçip dar bir vadide attan indik. Mihmandarlarımız bizi ağaçlarla loşlaşmış bir yoldan sola doğru götürdüler. Orada bir açıklıkta düz çatılı dört köşe tek penceresi görünen bir binanın önüne geldik. Bu bina Fransa’nın güney vilayetlerindeki küçük mütevazı evlere benziyordu. Binanın karşısındaki bahçede güzel yemiş ağaçları ile bu vadiye ismini veren büyük ıhlamurlar vardı. Köşke çıkan üç basamaklı merdivenin önünde, yasemin dallarını aşamayan küçük bir fıskiye, tatlı bir şırıltı ile mermer havuza dökülüyordu. Ihlamur padişahın en sevdiği köşktür, burada dinlenir ve mütalaa eder. Biz binanın kapısında iken kendimizi orman ortasında inzivaya çekilmiş fakir bir insanın evi önünde zannediyorduk. Köşk büyük bir sofa halinde idi. Duvarları gri bir boya ile boyanmıştı. Duvarların kenarlarına çepçevre üstleri beyaz pamuklu kumaşlarla örtülmüş minderler konulmuştu. Sofanın büyük penceresini yaşlı bir ıhlamurun gövdesi kapatıyordu. Sofanın zemini mozaikle döşenmişti ve ortada küçük fıskiyeli bir havuz vardı. Bu tezyinatsız, döşemesiz sofayı sükûn süslüyor, suyun mırıltısı ve ağaçların gölgesi tefriş ediyordu…

Lamartine‟in sözlerinden basit bir mimariye sahip olduğu anlaşılan köşkün Hacı Hüseyin Ağa‟dan kalmış olabileceği akla gelmekteyse de, 18. yüzyılın başlarından 19. yüzyılın ortalarına kadar yüz yıldan fazla bir süre ayakta kalması zayıf bir ihtimal olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca bunun pek de sık rastlanan bir örnek olmaması, köşkün, sultanların günübirlik ziyaretlerinde kullanmalarına yönelik bir dinlence mekânı olarak sonradan yaptırıldığı düşüncesine ağırlık kazandırmaktadır.

19. yüzyıl ortalarına kadar Ihlamur Vadisi, hem kentli hem de saraylı için önemli çekim yeri haline gelmiş, üç bölümün bütünleşmesiyle daha geniş bir kullanım alanı kazanan yeşil alanın, ağaçlandırma ve setli düzenlemesini ise Sultan I. Abdülmecid yaptırmıştır. Bahçe düzenlemesi, Dolmabahçe Sarayı‟nın da bahçe düzenlemesini yapan Alman bahçıvanlardan Sester ile yardımcıları Fritz Vensel ve Koch Münika‟ya aittir. 1849–1855 yıllarında eski köşkün yerine yeni iki kasır yaptıran Sultan‟ın, maiyetiyle veya haremiyle birlikte dinlenmek için buraya zaman zaman geldiği bilinmektedir. Sultan I. Abdülmecid‟in saltanat yıllarında, burası “ferahlık, tazelik, neşe, sevinç” anlamlarına gelen “Nüzhetiye” adıyla tanınmaya başlamıştır.

Ihlamur‟da ilk set ile üçüncü set yakınında, Sultan I. Abdülmecid annesi Bezmialem Valide Sultan için bir de çeşme yaptırmıştır. 1950‟li yılların başına kadar duran, ancak sonradan sökülerek izi yok edilen çeşmenin kitabesi H. 1272 (M. 1855–1856) tarihini vermektedir:

Sehenşahı cıhanbânı zaman Abdülmecid Han’ın

Muhassas oldu zat-ı pâkine feyz-i cihan-darî

Yenabi’ü’lhikemdir tab’ı zati, nehri irfandır

Seza eylerse sirab-ı maârif mülkü aktarı

Bu semti yümni teşrifiyle gâhî edicek tezyin

Fuyuz-ı makdeminden geldi cûşe, hakin âsarı

Zuhur ettikde bunda mâi carî yapdı bak çeşme

Gel iç su, yâd kıl, eltafı Hakanı keremkârı

Dü tarihi yazub, tamü mücevher Ziver’in oldu

O Hakan-ı zamanın vasfı paki, zibi ezkârı

Su çıkdı, dilgüşavünüzhetabadın miyanında

Bu valâ aynı hayrefzayı kıldı Şahı din carî 1272

Sultan I. Abdülaziz‟in (d.1830-c.1861-ö.1876) buraya zaman zaman gelerek hasbahçede çeşitli eğlenceler düzenlettiği, koç ve horoz dövüşleri yaptırdığı, pehlivan güreşlerini izlediği bilinmektedir. Sultan II. Abdülhamid zamanında, Yıldız‟dan kasırlara inen yolun zemini düzeltilmiş ve burası padişah ailesinin günübirlik dinlenme ve gezileri için kullanılmıştır.

Sultan V. Mehmed Reşad‟ın da, babası Sultan I. Abdülmecid gibi Ihlamur‟u çok sevdiğini ve gül dolu bu bahçeye günübirliğine geldiğini anılarından öğrenmekteyiz. Başkâtibi Halid Ziya (Uşaklıgil) , “Ihlamur Köşkü’nün bahçesinde çok gül ağacı bulunduğundan, gül mevsiminde beğendiklerinden birer gül koparıp haremlerine hediye olmak üzere götürürdü. Fakat ikişer tane koparmaya kıyamazdı…” diye anlatmaktadır. Ihlamur’daki Merasim Köşkü‟ü “Dolmabahçe Sarayı’nın ufaltıla ufaltıla son hadde indirilmiş bir numunesi”ne benzetmektedirBu Ihlamur kasrına Balmumcu köşkleri gibi mesela Erenköyünün eski sade binaları kadar alel’âde, ne de Zincirlikuyu kasrı yahud Ayasağa köşkleri gibi metin ve mükellef olmamakla beraber saray denemeyecek kadar da sade değildi, bilâkis birbirinden oldukça fasıla ile ayrılmış iki binadan teşekkül eden bu Ihlamurkasrının asıl padişaha mahsus olanı pek büyük i’tina ile tezyin edilmiş, bir küçük â’ile ikametine ancak kifayet edebilecek kadar küçük olmasından kat’ınazar adeta bir ufak saray halinde vücuda getirilmişdi…”

Ihlamur kasırlarında yabancı devlet adamlarının zaman zaman ağırlandığı anlaşılmaktadır. Sultan I. Abdülaziz‟in büyük oğlu Veliahd Yusuf İzzeddin Efendi , Balkan Savaşı‟ndan kısa bir süre önce, 1910 yılında İstanbul‟a gelen Bulgar Prensi Ferdinand Karl Leopold Maria ile Sırp Kralı Petro‟yu (Kral I. Petar Karadordeviç) burada karşılamıştır.

Ihlamur kasrının genel olarak kendi tarihine bakacak olursak Sultan I. Abdülmecid 1849–1855 yılları arasında, “Hacı Hüseyin Bağları” içindeki eski bağ köşkünü yıktırarak yerine, bugün “Merasim Köşkü” ve “Maiyet Köşkü” adı verilen iki kasır yaptırmıştır. 19. Yüzyıl tarihçilerinden Cevdet Paşa, Tezakir‟in H.1273 tarihli bir bölümünde;

Ihlamur köşkleri henüz hitam bulmadan, Çırağan Sarayı yıkılıp müceddeden kârgir olarak yapılmak üzereydi” diye söz etmektedir.

Bu ifadeden, kasırların yapım işlerinin o tarihlerde sürdüğü anlaşılmaktadır. Mimar Nigoğos Balyan‟ın düzenlemesini yaptığı kasırlardan Sultan I. Abdülmecid‟in resmi kullanımına ayrılan, törenler için düşünülmüş ve kullanılmış olan Merasim Köşkü, Sultan‟ın maiyeti, kimi zaman da haremi için ayrılan ise Maiyet Köşkü‟dür.

19. Yüzyılın sonuna dek çevrenin “Nüzhetiye” olarak anılmaya devam ettiği kasırlara da “Nüzhetiye Kasrı Hümayunu” denildiği dönemin arşiv belgelerinden anlaşılmaktadır.Sema Öner, Dolmabahçe Sarayı arşivinde bulunan H.1321 tarihli bir keşif belgesinde geçen “iki kıt’a Ihlamur Kasrı Hümayunu” ifadesinden anlaşıldığına göre iki ana yapı bulunduğu, H.1326 (M.1908–1909) tarihli bir başka belgede geçen “Bendegân Dairesi” adının, “Maiyet Köşkü” ya da bugün var olmayan bir başka hizmet binasına verilmiş olabileceği üzerinde durmaktadır. Ayrıca, H.1309 tarihli bir arşiv belgesindeki “Nüzhetiye Kasrı Hümayunu ile Teferruatı Tamiri” başlığından da bir yapı grubundan söz edildiğini ifade etmektedir. Biz, Dolmabahçe Sarayı Arşivi‟nde olduğu belirtilen bu belgelere ulaşamadıysak da, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi‟nde bulduğumuz H.29 Zilhicce 1327 (M.11 Ocak 1910) tarihli bir belgede yer alan Ihlamur kasırları planından, “Selamlık Dairesi” ve “Harem Dairesi” olarak geçen iki yapıyla birlikte bazı ek binaların olduğunu tespit etmiş bulunmaktayız. Ancak, günümüze kadar ulaşamayan bu yapıların mimari özelliklerini ortaya koymak mümkün olamamıştır.

Sema Öner, “Mabeyn Köşkü” ya da “Merasim Köşkü” gibi adlarla anılagelen Merasim Köşkü‟nün, yine bu dönemin arşiv belgelerinde, “Zat-ı Padişahîye Mahsus Daire” ve “Hünkâr Dairesi” olarak tanımlandığını, “Maiyet Köşkü” olarak da bilinen Maiyet Köşkü‟nün ise “Efendiler Hazerâtına Mahsus Daire” ve “Harem Dairesi” gibi adlarla kayıtlara geçtiğini söylemektedir.

I. Dünya Savaşı (1914–1918) yıllarında ve sonrasında uzunca bir süre kaderlerine terk edilen kasırlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 1951 yılında İstanbul Belediyesi‟ne devredilmiştir. Onarım gören ve dönemine ait eşyalarla döşenen kasırlardan Mabeyn Köşkü “Tanzimat Müzesi”, Maiyet Köşkü ise “Tarihi Köşkler Müzesi” olarak 1952 yılında ziyarete açılmış, 1966 yılında da yeniden T.B.M.M. Milli Saraylar Daire Başkanlığı‟na bağlanmıştır.

1976–1985 yılları arasında uzun bir onarım süreci geçiren yapılar, özgün eşyaları ve tamamlanan bahçe düzenlemesiyle birlikte müze-saray olarak yeniden ziyarete açılmıştır.