Erken Ortaçağ Sanatı | Rüçhan ARIK

Erken Ortaçağ Sanatı | Rüçhan ARIK

KARANLIK ÇAĞ:

Takma bir ad olan ‘karanlık çağ’ adı sanat tarihine yerleşmiş bir addır. Ortaçağ deyimini ortaya atanlar 5.yy dan 15.yy a kadar süren yeni klasik antikite ve onun tekrar doğuşu olan Rönesans devri arası tam 1000 yıl olarak düşünmüşlerdir. O zamanlardan beri yapılan araştırmalardan sonra ortaçağa bakışımızı tümüyle değiştirmiştir. Artık bu çağ karanlık değildir; bu çağ ‘bir inanç’ çağıdır. Bu durumda karanlık kavramı ortaçağın çok başlangıcına verilen isim olarak kalmaktadır. Yüzyıl önce karanlık çağ 12.yy a kadar getirilirdi. Bugün ise; bu devrin justiniaus’un ölümünden Şarlmman dönemine kadar gelen 200 yıllık süre içinde kullanılırdı.

Roma’nın yıkılış yıllarında Germen ve kelt kavimleri beraberinde göçebe geleneklerinden oluşan sanat anlayışını Batı Anadolu’ ya getirdiler.

Tarımsal bir toplum olarak yaşayan mısırlılar, Grekler, Mezopotamyalılar, Romalılar, yüksek bir kültür yaratırken; Avrupa’nın kuzeyindeki halklar henüz tarihin karanlığı içindeydiler. 4-5.yy da Asya’dan Avrupa’ya ve Avrupa’nın içinde yani kavimler göçü, istilalar, savaşlar oldu. Batı roma imparatorluğu yıkıldı ve yıkıntısından birçok krallıklar çıktı. Bunlar Bizans imparatorluğuna bağlı olup hepsi Hıristiyanlığı kabul etmişlerdi.

Başlangıçta Keltler, Slavlar, germenler ilkel halklar olarak ne anıtsal ne de mimari ne de büyük sanatlardan haberleri vardı. Bu doğudan batıya gelen kavimler çok iyi tanınan eski bir sanat mirasını ‘hayvan stili’ denen üslubu beraberinde getirmişlerdir. Bu hayvan stilinin kökü; MÖ. 10-9.yy da İran’da Luristan bronzlarına bağımsız bir yaratıcılık ve formlu bu stil kelt ve germen sanatında önemli bir öğe olmuştur. Ülkelerinde güneşsiz yaşayan bu toplumlar, kolay yaşamak için güneşe inmeye karar verdiler. Bu alanda ilk atılımı keltler yapmıştır. Orta fransa’ya, belçika’ya, avusturya’ya kadar gelmişlerdir. Hatta MÖ.6.yy da İngiltere, İrlanda, ispanya’ya kadar inmişlerdir. Bunların bir ara roma’yı aldığı hatta anadoluya geldiklerinden bazı kaynaklarda söz edilir. Keltlerin yerleştiği ve bugüne kadar yaşadığı yer İrlanda olmuştur. MS. 463 tarihinde Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir.

Kelt sanatının gelişimi iki ana bölümden ele almak gerekir.

  1. Eski kelt sanatı buna Latene dönemi denir.
  2. Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra yeni kelt sanatı denir.

Eski kelt sanatı veya Latene sanatı MÖ.450 tarihlerinde görülür. Etrüsk sanatının etkisi altında kalır ve gelişir. Özellikleri; yarı bitkisel, yarı soyut karakterlerindeki stilize süsler ve girift etrüsk etkileri ‘S’ şeklinde, damla biçimli motifler ve birbirine dolanan filiz şekilleridir. Bu motiflerin yanı sıra tam anlamıyla organik geometrik olmayan çizgilerle tasvir edilen stilize hayvan şekilleri ve maske gibi insan başları işlenmiştir. Motifleri içeren örnekler kral mezarlarında ortaya çıkar. Altın malzemede kaliteli el işçiliği önemli yer tutar. Yanı sıra bronz işçiliği de göze çarpar.

MS.2.yy ortalarında Britanya’da Latene sanatının yavaş yavaş başladığı görülür. Bu stilin son yaradılışı olan spiraller gibi süsleme motifleri İrlanda ve İskoçya’daki yeni kelt sanatına geçişi yaratır.(MS.150- 650) bu yeni dönemde de örgü bantları ve hayvan tasvirleri yer alır. Bu süsler genellikle birlikte yer alır. Önce yazmalarda uygulanmıştır. Bu stilin yayılmasına be nedenle İrlanda manastırlarına öncü olmuş ve bu motiflerle süslenen İncil yazmaları yazılmıştır.

Orta İrlanda (kelt sanatında MS.850- 1000) arasında bir çöküş göze çarpar. Bu stil Vikinglerle olan savaş devrine rastlar. Spiral motifler kaybolur, hayvan stili vahşileşir. Örgü bantları daha yüzeysel bir şekilde süslemede devam eder.

Bu stilde (MS.1000-1150) sadece dinsel sanatın özellikleri göze çarpar ve el sanatlarında tekrar bir canlanma dikkati çeker. Fakat süsleme kuru ve hareketsizdir. 1070’de Anglo-normanların İrlanda’yıı fethetmesiyle de kelt sanatı son bulur.

Hayvan üslubu dediğimiz bu sanatın kökü doğuya dayanan bir gelişme ortaya koyar. Bunların en erken örneklerini İskit altın süslemelerinde ve iran Luristan bronzlarında görmekteyiz. İskitler Moğolistan dağlarından asya’ya geçerek Karadeniz kıyıları ve Tuna vadilerine bu sanatı getirmişlerdir. Macar sanatında da benzer örnekler görebiliriz. Bu üslup soyut ve organik şekillerin yaratıcı bir bağımsızlıkla kelt ve germen sanatında karanlık çağın önemli bir öğesi olmuştur.

İngiltere’de Suttan Hoa ’ da yapılan araştırmalardan ortaya çıkan ve 7.yy’ in ilk yarısına (MS.625-633) tarihlenen doğu Angov Kralı’nın mezarına ait para kesesi kapağı; hayvan stilinin önemli örneklerinden biridir. Bugün Londra’da British musseum’da bulunan para kesesi kapağı altın ve emaya olarak işlenmiştir. Üst yüzeye simetrik dört çift motif yerleştirilmiştir. Her biri ayrı bir karakter gösterir. Ördeklerle savaş kartallar, Luristan bronzlarıyla aynı karakterdedir. Üstteki motifler kuyrukları, bacaları, pençeleri, gagaları ile örgü süsleri oluşturan ve bantlar halinde uzatılan;savaşan hayvanlar içerir.

Karanlık çağ’da hayvan sitili Alplerin kuzeyinde erken Hıristiyanlıkta kendini oluşturur. İrlanda avrupa’da dinsel ve kültürel bakımdan lider durumdaydı. MS. 600-800 tarihleri arasını İrlanda için; ‘bir altın’ dönem olarak sayılır. İrlanda hiç bizans’ın egemenliğine girmemiştir. Hıristiyanlığı kabul etmiş olmasına rağmen; dini romanın kurallarına uygun olarak değil;kendi görüşleri, yorumlamaları ile inanmıştırlar. Esas itibariyle bir devlet örgütlenmesine benzeyen kilise örgütü, İrlanda’nın köylü karakteriyle hiç örtüşmemiştir. İrlanda Hıristiyanları mısır ve yakın doğunun çöl azizlerini doğada inzivaya çelilerek ruhsal mükemmelliği temizliği arayan kişilerdir. bu kişiler avrupada ilk manastırları kurdular.5.yy’a kadar diğer diğer manastırlar açılmaya başlandı.

İRLANDA MANASTIRLARI:

Sanat ve bilim öğreten merkezlerdir. Aynı zamanda canlı bir misyon etkinliği de gerçekleştirildi. Kuzey Britanya’ya Viyana’dan puşkin’e kadar tüm avrupaya yeni manastırlar kurmak için keşişler yollandı. İrlandalılar sayesinde manastırlar avrupanın kültür merkezleri haline geldi.

İrlanda manastırlar, incili yaymak için çok sayıda İncil kopyaları başka Hıristiyanlığa ait kopyalar hazırlamak zorunda kaldılar. Yazı büroları aynı zamanda sanat etkinliği merkezleriydiler. Tanrı sözcüğünü içeren el yazmaları kutsal eşyalar olarak kabul ediliyordu ve bunların dış güzelliği de çok önem taşıyordu. İrlandalı keşişler erken Hıristiyan el yazması minyatürlerini görmüş, tanımışlardı. Fakat başka alanlarda da olduğu gibi bunları basitçe kopya etmediler. Çünkü; incile ait olayların resimli tasvirlerini yapmak pek fazla ilgilendirmiyordu onları. Buna karşılık bir yazmadaki metnin süslenmesine büyük önem veriyorlardı. O dönemdeki en güzel el yazmaları İrlandalılar tarafından ingilterede bulunan manastırlarda işlenen ve Anglosakson stiliyle kelt ve germen öğelerini birleştiren yazmalardır. Bunlarda;

Lindisfarne İncil’ini örnek olarak alabiliriz. Bu İncil (MS. 698-721) 7.yy sonu arsında yazılmıştır. Çok iyi korunmuş olan bu yazma Londra da British musseum da bulunmaktadır.

Lindisfarne İncil’inin haç sayfasında sanatçı bir kuyumcu titizliği ile işlediği hayvan süslemesini geometrik bir çerçeve içine yerleştirilmiştir. Kafirlik dünyası birbirini yutan ejderlerden oluşmaktadır.bunların üzerinde yer alan haç’ın üstün kudreti ile adeta ezilmiş, kıvranıyorlarmış gibi görünürler. Sanatçı burada organik ve geometrik şekilleri birbirinden ayırmıştır. Her bir çizgiye bir organ ya da vücut ait olmaktadır. Komposizyonda yine simetriye yer verilmiştir.ayrıntıda labirent gibi bir atmosfer yaratılmıştır.bu yazmadaki tasvirlerde başta mavi, kırmızı ve sarı renkler ve gölgelendirmelerle yaygın bir şekilde renk komposizyonu kullanmıştır. Lindisfarne İncil’i başta kelt sanatının özellikleri olmakla birlikte çeşitli etkilerin özelliklerini de taşır. İncil yazıcılarının tasvirlerinde özellikle Akdeniz, Bizans, yunan sanatlarının etkileri de dikkati çeker.

Manastırlarda yapılan hayvan üslubu ve örgü bantlarının birlikte kullanıldığı bu el yazmalarından başka metal işlerinde de MS.750- 850 arası hayvan stilini değişik ve düzen örnekleri yapılmıştır. Bunlardan MS 8.yy ait olan İrlanda’da DABLİN MÜZESİ’nde bulunan metal çarmıh sahnesi İrlanda sanatında çarmıh sahnelerinin en erken örneklerinden biridir. Bu İncil kabı olabileceğini düşündüğümüz bu tasvirlerde İsa merkezde, kollarını iki yana açmış çivilenmiş olarak durmaktadır.bu figürde ve diğerlerinde insan şekli organik bir bütün olarak kavranamamıştır. Baş, kollar, ayaklar sadece merkezdeki örgü şekilleri, helezonlar ve zig zag formlarının süslerine eklenmiş ayrı ayrı parçalar olarak verilmişlerdir.

MS. 850- 1000 tarihleri arasında İrlanda da Vikingler istilası görülür. Bu dönemde sanatta bir gerileme dikkati çeker. Hayvan stillerinde vahşileşme görülür. O dönemde çeşitli malzeme ve teknik genellikle çok ince işlenmiş metal eserler hayvan stili formlarının süratle yayılmasına neden olmuştur. Bunlar; ahşaptan, taştan yapılmışlardır ve el yazmalarında da kullanılmıştır. o dönem hayvan stillerinin pek azı günümüze kalabilmiştir. Hayvan stilinin en uzun geliştiği yer ise İskandinavya’dır .

Bunlardan MS. 825 tarihinde ahşaptan yapılmış bir hayvan başı güney Norveç,Oseberg yakınlarında diğer aksağını ile birlikte bir Viking gemisine görülmüştür. Hayvan başında özellikle, diş, çene, burun delikleri gibi ayrıntılar son derece gerçekçi olup diğer kısımları metal hayvan stilinde aktarılmış olan düğümlü geometrik örgü süsleriyle oyulmuştur. maden süslerindeki işçiliğe benzer.

Hayvanların seçilmesinin sebebi ise;korkutucu ve koruyuculuğudur. Lambovardlar zamanında kuzey italya’da cıvıdale sıgwald mermer kabartmada da dört İncil yazıcısı simgesel olarak tasvir edilmiştir. Aziz markus:kanatlı aslan, Aziz luka: kanatlı öküz, Aziz matehus: melek, Yuhanna: kanatlı kartal…Bunlar son derece garip yaratıklardır.dördü de ince bacaklara sahiptir. Vücutları kafadan, kanattan ve melek dışında yuvarlak kuyrukçuklara sahiptirler. Sanatçı bunları yuvarlak çerçeveler içine almıştır. Bu kabartma yüzeysel olarak simetrik süsleriyle işlemeleri anımsatır. Beklide bu komposizyon bir sasanî kumaşından esinlenerek yapılmıştır.

Germenler bronz çağı devrinde yani MÖ. 2.bin yıllarında bugünkü İskandinavya’da yaşamışlardır.1000 yıllarına doğru Tuna nehri kıyılarına doğru inmişlerdir. MS.375 tarihinde doğudan gelen Gotlar tüm avrupayı harekete geçiren batıya doğru göçlerine başlmaştı. Daha önce Baltık denizi ve karadeniz’e kadar yayılmış olan bu büyük göçler avrupayı yüzyıllar boyunca karma karışık hale getirdi. Bu göçler esnasında doğu Gotları: italya’ya , batı Gotları: güney Fransa ve ispanyaya yerleştiler. Mandallar kuzey afrikaya çıktılar.göçenlerin çoğu yerli halk ile karıştı. Yalnız angovlar ve saksonlar kendi başlarına İngiltere adalarına yerleştiler. Buhundlar fransa’ya , Lambovardlar kuzey italya’ya egemen oldular.franklar keltlerle birleşerek Latin dilini benimsediler. Slavlarda doğu Avrupa ile balkanlara indiler. Avrupanın Hıristiyanlığı kabul etmesi 5.yy dan 11.yy a kadar devam etmişlerdir.