Çankırı Taş Mescit

Çankırı Taş Mescit

Taş Mescid Anadolu Selçuklu Devleti zamanında Atabey Lala Cemaleddin Ferruh tarafından 1242 yılında Çankırı Darüşşifası’na ek olarak inşa edilmiştir.(Res. 1) Çankırı’nın merkezinde şehre hâkim kayalık bir tepe üzerinde bulunan ve halk arasında “Taş Mescid” adıyla bilinen Dar’ül hadis daha büyük bir yapının bugün elde kalan kısmıdır. Dar’ül hadisin güneyindeki düzlükte eskiden bir darüşşifa olduğu bilinmektedir. Bu darüşşifaya ait Arapça kitabe halen Çankırı Müzesi’nde sergilenmektir. Kitabeye göre darüşşifa 1235 yılında yine Atabey Lala Cemaleddin Ferruh tarafından yaptırılmıştır. Toprak üzerinde hiç bir izi kalmamış olan darüşşifanın kapladığı alan ve planı hakkında kesin bir bilgiye sahip değiliz. Öte yandan dar’ül hadis son yıllarda yapılan restorasyonlardan sonra harabiyetten kurtarılmıştır. Taş Mescid’ in en önemli özelliği Anadolu’da kurulan ilk dar’ül hadis, öteden beri iddia edildiği şekliyle Konya İnce Minare Dar’ül hadisi olmayıp ondan 35 yıl önce kurulan “Çankırı Dar’ül Hadisi” dir. Osmanlı dönemi kaynaklarında Cemaleddin Medresesi veya Çankırı Medresesi adıyla kaydedilmektedir. Taş Mescid orijinal kitabesi ile günümüze kadar gelebilen en eski dar’ül hadis binasıdır. Çankırı Dar’ül hadisi, bir müddet Mevlevihane olarak da kullanılmıştır. Bu mevlevihane balkan harbine yardım ve lojistik destekte bulunmuştur. Taş Mescid’i önemli kılan unsurlardan biride içinde bulundurduğu kadehe sarılmış yılan ve birbirine dolanmış çift başlı ejder figürüdür. Günümüzde bu figürler eczacılığın ve tıpın sembolü olarak kullanılmaktadır. Eczacılık sembolü olan kadehe sarılı yılan figürü Çankırı Müzesi’nde sergilenmektedir. Ancak tıp sembolü olan birbirine dolanmış çift başlı ejder figürü kaybolmuştur. Son zamanlarda tekrar aslına uygun olarak yapılmış olup bugünkü orijinal yeri olmayan mumyalık kapısının alınlığına yerleştirilmiştir.

Dar’ül Hadis Nedir?

Dar kelimesi, “yer, mekân, ev, yurt” gibi anlamlara gelmektedir. Dar’ül hadis ise “Hadis okutulan yer” demektir. Önceleri evler, mescitler ve medreseler bünyesinde yapılan hadis öğretimi faaliyeti, ilk defa Büyük Selçuklular döneminde dar’ül hadis denen ayrı müesseselerde yapılmaya başlamıştır. Osmanlı döneminde Dar’ül hadis müessesesine padişahlar, sadrazamlar, pek çok şeyhülislâm, vezir, paşa ve ağalar destek verip kuruculuğunu da yapmıştır.“Halkın eğitilmesinde, birlik ve beraberliğin sağlanmasında hizmet veren eğitim müesseselerinden biri olan dar’ül hadis yapımına, özellikle devletin duraklama ve gerileme devirlerine girdiği zamanlarda hız verilmesi dikkat çekicidir. İslâm dünyasında medreselerden ayrı olarak “Dar’ül hadis” adıyla ilk eğitim kurumu, 1170’de Şam’da kurulmuştur. Şam’da kurulan bu müesseseden yaklaşık 70 yıl sonra Anadolu’da ilk dar’ül hadisin kurulduğunu görmekteyiz.

Yapı Çankırı’nın merkezinde “Derbent” denilen kuru çayın kenarında, eski adıyla “Timarhane Mahallesi’nde” yüksekçe bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Dar’ül hadis dikdörtgen formda doğu-batı yönünde inşa edilmiştir. Etrafı güney kısma doğru dikdörtgen şeklini alan fakat kuzey cephede ovalleşen çevre duvarları ile çevrilidir. Dar’ül hadisin güney ve güney doğu cephesi hariç tüm cepheleri kesme taştan yapılmıştır. Dar’ül hadisin taç kapısı kuzeyde ve yüksektedir. Kapıya konsol taşlardan yapılmış iki kollu dar bir merdivenle çıkılır. Taç kapıda taş bezemeler dikkati çeker. Bu taş bezemeler ise rozetler ve kabaralardan oluşmaktadır. Taç kapının alınlığı mukarnaslarla ve aralarında kalan köşe boşluklarına yerleştirilen kabaralarla süslenmiştir. Mukarnasların tam altında ise yapının orijinal kitabesi bulunmaktadır.

Kitabenin transkripsiyonu şu şekildedir;

Es Sultan

Fi sene erbaine ve sitte miye

1-Emare bi’imareti Dar’ül-hadis ve’l makbere el abd’ül müteal

2-El muhtac ila rahmeti Rabbinil’latif el Atabey Ferruh bin Abdullah

Kitabenin Türkçesi ise şu şekildedir;

Bu Dar’ül-hadis’in ve makberin yapılmasını latif olan Allah’ın rahmetine muhtaç Abdullah oğlu Ferruh 640 yılında emretti.

Kitabenin altında ise bir kilit taşıyla bağlanmış olan iki adet altıgen rozet mevcuttur. Rozetler taç kapının lentosu üzerinde bulunmaktadır. Aynı zamanda bu rozetler kabartma şeklinde işlenmiştir. Taç kapının çevresi bordürlerle süslenmiştir. Dıştaki bordür sade bir silme şeklindedir ve yüzeyi boş bırakılmıştır. Yanında yer alan ince bordür ise geometrik şekillerle işlenmiş olup kapıyı üç taraftan dolanmaktadır. Taç kapıda bordür sayısının az olması, bordürlerin bezeme ve çeşitliliği bakımından da ne derece az olduğunu gösterir.

Taç kapıya çıkan konsol taşların oluşturduğu üçgenin ortasında basık kemerli küçük bir kapı mevcuttur. Bu kapı ise mumyalık kısmına giriş kapısıdır. Kuzey cephenin doğu ve batı köşelerinde birer çörten ve batıda ise üst katın batı eyvanını aydınlatmak için kullanılan bir pencere mevcuttur. Doğu cephesinde ise doğu eyvanında bulunan Atabey Cemaleddin Ferruh’un lahitini aydınlatmak için kullanılan bir pencere ve altında mumyalık kısmını aydınlatan mazgal pencere bulunmaktadır. Güneydoğu kısmında yapının darüşşifa ile birleşen bölümünde tuğla kullanılmıştır. Yapının güney cephesi ise moloz taşlarla itinasız bir şekilde örülmüştür. Kuzey cephede olduğu gibi bu cephenin de doğu ve batı uçlarında da çörten bulunmaktadır. Cephenin doğu ve batı kısımlarında mazgal pencere kullanılmıştır. Yapının batı cephesinde ise hafif silmeli dikdörtgen bir pencere ile basık kemerli zeminle alakası olan kapı bulunmaktadır. Binada arazi meylinden faydalanılarak mezar ve mumya odası oluşturulmuştur. Binanın kayalığın alçak kısmına rastlayan kuzey batı köşesi bir istinat kulesiyle takviye edilmiştir. Bu istinat kulesi üçgen dilimli dört köşe bir kaide üzerine oturtulmuştur. Batı cephesinde beşik tonozla örtülü mezar odası vardır. Bu oda içeriden bağlantılı olmayıp batı cephesinde bulunan kapıdan girilir.

Taç kapının altında bulunan kapıdan alçak sivri tonozlarla örülmüş bir odaya girilir. Buradaki mumyalığa ise yine alçak sivri tonozlu bir aradan geçilerek ulaşılır. Burada üzeri açık 6 adet askıya alınmış tabut bulunmaktadır. Bu tabutların içinde halen kemikler bulunmaktadır. Tabutların içinde bulunan cesetlere halk dilinde “Kadit” yani kurumuş ceset denmektedir. Üst katta ise ortada pandantiflere oturan bir kubbe sağında ve solunda sivri beşik tonozlu iyi eyvan vardır. Taç kapıdan içeri girdiğimizde tam karşımızda darüşşifaya açılan taç kapı bulunmaktadır. Taç kapının üzerinde yapının tamir kitabesi bulunmaktadır. Büyük ihtimal tamir ettiren mimarın yapıya eklettiği düşünülmektedir. Ancak kitabe okunulamaz durumda olduğundan Türkçesi ya da transkribi bulunmamaktadır. Süsleme açısından bu kapı Selçuklu taç kapılarının süsleme özelliklerini göstermektedir.

Taç kapının dikdörtgen dış çerçevesi çok ışınlı yıldız motifinin yarısından oluşan bir örnekle bezenmiştir. Gülbezekler kapının köşe dolgusu yüzünde yer almaktadır. Bu rozetlerin de büyük çoğunluğu geometrik örneklerle bezenmiştir. Güney cepheye doğru uzanan eyvan bugün mescit olarak kullanılmaktadır. Bu eyvanın güney duvarında bir mihrap nişi de bulunmaktadır. Yapının doğu cephesine uzanan eyvan kısmında ise yapının banisi Cemaleddin Ferruh’a ait bir lahit bulunmaktadır. Bu lahit bir seki ile diğer eyvandan yükseltilmiştir. İçeri girdiğimiz kapının sağ tarafında vaaz kürsüsü şeklinde düzenlenmiş oturacak bir sedir bulunmaktadır. Yapının kubbesi ve kubbeyi taşıyan pandantiflerde de tuğla malzeme kullanılmıştır. Kubbede aydınlanma sağlanması için dört adet pencere bulunmaktadır. Kubbenin üzeri kurşun ile kaplanmıştır.

Yapı genel olarak ele alındığında yıkılmış olan bölümü darüşşifa kısmı hakkında elimizde yeterli bilgi bulunmadığından diğer dar’ül hadis yapılarıyla karşılaştırmak pek doğru olmayacaktır.Ancak plan açısından ele alacak olursak Örneğin Taş eserler müzesi olarak kullanılan bina bir darül hadis yapısıdır ve taşmescit ile plan bakımından hiç bir ortak özellik taşımaz. süsleme açısından ele alacak olursak ince minareli medrese ile de benzer özellik taşımaz.

Sonuç olarak taşmescit kendine özgü özellikleri ve anadoluda kurulan ilk darül hadis olması bakımından ayrı bir konuma sahiptir.