Aziziye Camii

Aziziye Camii

Aziziye Camii’nin yer aldığı mekan daha önceleri Bezirganlar Hanı Arsası olarak bilinirdi. Önceleri IV. Mehmet’in kızlarından Hatice Sultan’ın eşi Musahib Mustafa Paşa tarafından yaptırılan ve altında dükkanlar da bulunan Yüksek Cami denilen bir mabed vardı. 1867 yılında, etrafındaki bir çok dükkanlarla birlikte yanmış, Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevnihal Hatun’un 28 bin liralık yardımı ile ve vakıf gelirleri de kullanılmak suretiyle inşaata 1872’de yeniden başlanarak, 1874 yılında tamamlanmış, Aziziye adı verilmiştir.

Cami tek katlıdır. Tamamen gödene taşından inşa edilmiş olup, yüksek bir binadır. Temelinde, duvarlarında bütün cephelerde düzgün yonu taşı uygulanmıştır.

Örtüsü merkezi tek kubbeyle sağlanmış, kubbe çevresinde ağırlık kuleleri, iki minaresi, son cemaat yeri ve minare kaidelerine bitişik çeşmesi bulunan ve avlusu olmayan bir yapıdır. Aziziye Camisi biçimsel ve mimari olarak diğer Osmanlı yapıları arasına farklılık gösterir. Yapıda mimari formun değişik olmasının temelinde barok, rokoko ve ampir üsluplarının kullanılmış olması yatar.

 

Köşelerde prizma formlu birer ağırlık kuleleri vardır. Kulelerin köşelerinde yer alan sütunceler, sağır kemerleri taşımaktadır ve üst kısımları külah şeklinde tasarlanmıştır. Bu kuleler camide görüldüğünü belirttiğim rokoko üslubun bir etkisidir.

Yapının kuzey, doğu ve batı cephelerinin ortasında birer tane olmak üzere toplam üç giriş kapısı vardır. Ana giriş kapısı kuzeydeki son cemaat yerinin ortasındadır. Kuzey harim girişininüstünde mahfil katı, solunda imam odası ve üzerinde müezzin mahfili bulunur. Güney cephesinin ortasında mihrap, doğusunda kürsü, batısında minber yer alır.

Harimin taşıyıcı sistemi, kare plan formundaki harim iç cephe duvarlarına sekiz, dıştaki yarım yuvarlak payeler hizasında üç dilimli payandalar yapılarak bu payandalar birbirine kemerlerle bağlanarak kasnağı oluşturur. Köşelerde yarım yuvarlak payeler üzerine oturan yarım kubbelerle birleşerek sekizgen kasnağın üzerine kubbe oturur. Harim, dört yönden her cephede iki, toplam sekiz yuvarlak kemer formunda ve büyük ölçekte pencereler ile kubbe kasnağında sekiz yuvarlak kemerli pencerelerle aydınlatılır. Cephelerde yer alan kapı ölçeğinden büyük pencereler yapıdaki barok üslup özelliklerindendir.

Kuzey cephesinde doğu ve batıdan minare kaideleriyle sonlandırılmış son cemaat yeri bulunur. Öndeki beş kemerli açıklığın tasarlanmasında Konya’daki diğer yapılarda görmediğimiz tarzda bir uygulamayla gidilmiş, ortadaki kemer diğerlerine göre daha geniş ve daha yüksek, bunun yanındakiler oldukça dar ve alçak, kenardakiler ise bunlara göre geniş ve yüksektir. Ortadaki kemerin yüksekliği örtü sistemine de yansımış adeta bu bölüm vurgulanırcasına ortadaki kubbe de diğerlerine göre yüksek tutulmuştur. Sütunlar tarafından taşınan son cemaat yeri kemerleri üzerindeki antik etkili başlıklar ampir üslubun etkisidir. Sütun başlıklarında, alttan yukarı doğru açılmış olarak islenen akant yaprak dizisi ve onun üzerinde de, sütun başlığının volütlerinin arasındaki boşluğa yerleştirilmiş istiridye formları yer almaktadır.

Son cemaat mahallinin doğu ve batı köşelerinde yer alan minarelerin kaidelerine bitişik çeşmeler bulunmaktadır. Çeşmeler, depolarının üzerini örten sille taşı dışında tamamen mermerden yapılmıştır. Kitabeleri yoktur, ancak köşelerdeki bursa kemerlerinin üzerinde

H.1340-1342 tarihleri yazılıdır. Yerden yükseklikleri 1.73 metredir. Başlarda iki, ortalarda bir ayak bulunmaktadır. Ayaklar üzerinde bulunan başlıklar bitkisel motiflerle bezenmiştir.

Çeşmelerin taşları da kabartmalı bitkisel motiflidir. Her musluğun üzerinde Bursa kemeri yer almaktadır. Aziziye Cami’sinin çeşmeleri yer yer ufak çapta onarıma ihtiyacı olmasına rağmen oldukça iyi vaziyettedir. Çeşmeler faaldir.

Kuzey cephesinin ortasında harim giriş kapısı bulunur. Konya’da görmeye alışık olmadığımız Osmanlı Geç Dönem süsleme özelliklerini yansıtır. Harim giriş kapısının kenarları silmeli sütunceler, söve kemer alınlığı oldukça yüksek kabartma kıvrım dal rozet, palmet ve bitkisel motiflerle süslenmiştir. Harim girişi üzerine bitkisel kabartmalar, tuğralık altın yaldızla süslenmiştir. Girişin her iki yanında birer mihrabiye ve kapı ölçeğinden daha büyük (barok üslubun özelliği) yuvarlak kemerli birer pencere bulunur. Kuzey cephesinde altı yarım yuvarlak paye bulunur. Giriş kapısının üzerinde Sultan Abdülaziz’in tuğrası bulunmaktadır.

Doğu ve batı cepheleri simetrik olarak aynı özellikleri taşır. Cephelere ikişer yuvarlak kemer formunda barok tarzda büyük pencereler yerleştirilmiştir. Doğu ve batı cephesinin ortasına birer hafifletme kemeri içinde harime yan girişler yapılmıştır. Alınlıklarında Osmanlı tuğrası yeri bulunur. Batı cephedeki Sultan Abdülaziz’in tuğrası kazılarak yok edilmiştir. Cephelerde, yarım yuvarlak dörder sütunlar bulunur. Sütun başlıkları antik etkilidir (ampir üslup özelliği). Sütun başlıkları altında üç cepheyi yatay silme kuşatır.

Güney cephede ise doğu ve batı cephelerinden farklı olarak kapı aksında mihrap çıkıntısı bulunmaktadır.

Son cemaat yerinin doğu ve batı köşelerinde tek şerefeli birer minare bulunur. İki minarede aynı özellikleri taşır. Pabuç kısmından gövdeye yatay silmelerle geçilir. Gövde dikey silmeyle hareketlendirilmiştir. Şerefeye geçiş gül bezekler, akant ve kenger yapraklarıyla sağlanır. Diğer barok süslemelerle beraber minarelerin şerefe altlarını süsleyen istiridye formları cami cephelerinde olduğu gibi akantus frizinin üzerinde yer almaktadır. Yukarı doğru açılmış olan buradaki istiridye formları yüksek kabartma olarak işlenmiş plastik bir formdur. Yedi iç bükey dilimden oluşan form aynı zamanda püskül şeklinde işlenmiş ve aşağı doğru açılmış bir yaprak motifiyle bağlantı kurar. İçe doğru iki kat kıvrılan volütler istiridye formundan, oldukça fazla dışa taşmıştır.

Şerefeyi kubbeye bağlayan sütunların kaideleri arasındaki boşlukları dolduran istiridye formları her şerefede sekiz tane olmak üzere, caminin minarelerinde toplam on altı tane bulunmaktadır. Şerefe korkuluğu geometrik kafes tekniğinde süslenmiştir. Petek çevresi sekiz antik başlıklı mermer sütunun birbirlerine dilimli kemerlerle bağlanarak baldaken tarzında yapılmıştır ve yatay konik külahla örtülmüştür. Minare süsleme unsurları uzak doğu Hint, barok sanatı etkilerinde eklektik sanat özelliklerini yansıtır.

Merkezi kubbeyle örtülü olan harimin kuzey duvarının ortasında giriş kapısı bulunmaktadır. Girişin hemen üzerinde mahfil katı yer almaktadır. Mahfil katına girişin her iki yanına kuzey duvarı içine yerleştirilen taş merdivenle çıkılır. Fakat artık kullanım dışıdır. Taşıyıcı sistemi, kuzeyde cephe duvarlarına oturur, güneyde ise antik başlıklı dört sütün tarafından mahfil taşınır. Sütunlar birbirine kemerlerle bağlanmıştır. Mahfil katının mihrap istikametinde yarım daire formlu bir çıkması bulunur. Mahfil korkuluğu “S,C” kıvrımlarıyla süslenmiştir. Solunda imam odası ve bunun üzerinde müezzin mahfili bulunmaktadır. Sağında ise kadınlar için ayrılmış, perdeyle kapatılmış kısım bulunmaktadır.

Batı ve doğu duvarlar birbirlerinin simetriğidir. Ortada kapı ve onun yanlarında da yuvarlak kemer formlu pencereler bulunmaktadır.

Güneyde ise ortada mihrap, doğusunda vaaz kürsüsü, batısında minber yer almaktadır. Duvarın yan taraflarında birer pencere bulunmaktadır.

Mihrap; Güney duvarının ortasında iki paye arasına büyük ölçektedir ve mavimtrak renkli, göktaş adı verilen bir tür mermerden yapılmıştır. Kuzey harim giriş kapısı gibi dönem özellikleriyle süslenmiştir. Niş kenarlarına ikişer antik başlıklı dilimli sütun yerleştirilmiştir. Niş, kabartma tekniğinde; kandil, bitkisel yapraklarla; kavsara ise istiridye kabuğu motifiyle süslenmiştir. Mihrap alınlık kısmında mihrap ayeti ve Kelime-i Tevhit yazılıdır. Taç kısmı yuvarlak kemer içine alınmış, kemer aralığında nur saçan bir hilal bulunmaktadır. Kemer kuşağını bitkisel motifler çevreler.

Minber; Mihrap gibi mermerden yapılmıştır ve batısında yer almaktadır. Yan aynalık bölümünün göbeğinde dik üçgen içine yüksek kabartma tekniğinde kıvrım dallarla süslenmiştir. Süpürgelik kısmı dört açıklıklı sivri kemerlidir. Yan korkuluklara taş kafes tekniğinde geometrik sekiz kollu yıldızlar işlenmiştir. Giriş kısmı; iki antik başlıklı sütunla taçlandırılmıştır. Kur’an taht bölümü, dört sütun üzerine baldaken tarzında sivri kemerlendirilmiş, üzeri taçlanarak armudi külah konulmuştur.

Vaaz kürsüsü; Ahşaptandır ve sonradan yapılmıştır.

Kare planlı merkezi kubbeli yapının kubbeye geçişleri tromplarla sağlanmıştır. Trompların üzerinde, mavi madalyon içine beyaz boyayla hatlar yazılmıştır. Bu madalyonların etrafında bitkisel motifli kalem işi bulunmaktadır.

Yazı kuşağı bulunmayan kubbenin merkezinde ise, rölyef olarak işlenmiş barok karakterli stilize yaprak kıvrımlarından oluşan bezeme bulunmaktadır. Bunun etrafını, ince bir pervaz çevrelemektedir. Pervazdan sonra daire formunda kalın bir zencerek bezemesi işlenmiştir. Zencereğin zemini beyaz renkte olup, mavi ile gölgelendirilmiştir. Bunun çevresinde, daire formunda perde motifi yer almaktadır. Kıvrımlı olarak tasvir edilen perde kompozisyonunda, uçlarına mavi renk ile püsküller işlenmiştir. Perde krem renginde olup kahverengi ile gölgelendirilmiştir.

Barok üslubun İstanbul’a girdiği devirde Avrupa’da ampir üslubu hakim olmuştur. II. Mahmud zamanında (1808-1839) Tophane’de, Kışlalar arasında, 1826’da Nusretiye Camii, ampir üslupta ilk deneme olarak başarılı bir eserdir. Süslemeler, sütun başlıkları gibi öğelerdeki antik etkiler açısından Aziziye Camii ile ortak özellikler göstermektedir.

Yapıda; barok, rokoko üsluplarının beraber kullanılması nedeniyle mimari, mimari eleman ve süsleme açısından İstanbul’da bulunan tüm son dönem camileriyle benzerlik göstermektedir. Büyük Mecidiye(Ortaköy) Camii, Dolmabahçe Camii bunlar yapılara örnektir.

Aziziye Camii’nde görülen yüksek kabartmalar, büyük pencereler, ağırlık kuleleri, gömme ayaklar gibi barok özellikler bu yapılara da örnektir. Ayrıca sütunların kemerlerle birleştirilmesiyle oluşan baldaken tarzı minare şerefesinin bir benzeri de İstanbul Kağıthane (Sadabad) Camii’nde görülmektedir.

Son cemaat yerindeki kemer açıklığında bir büyük bir küçük kemer açıklığı ve sekizgen kubbe kasnağının her bir köşesinde birer ağırlık kulesi bulunur ki bunların üst kısımları külah şeklinde tasarlanmıştır. Bu iki uygulama Edirne Selimiye Camisini hatırlatır.

Ayrıca bezeme anlayışında batı etkisinin hakim olduğu XIX. yüzyıl camilerinde,

Genellikle uygulanan kubbe yazısı geleneğine uyulmamıştır. Kubbeye sadece zencereklerle hareketlendirilmiş perde motifi işlenmiştir. Aziziye camii XIX. yüzyılda Türk mimarisine hakim olan Avrupa sanat akımlarının bir kaçının karıştırılması suretiyle meydana getirilmiş belirli bir üslubu olmayan ve cami mimarisinde bazı yenilikler deneyen değişik bir yapıdır.

Yivli gövdeli çifte minare de nispetleri ve şerefe biçimleri bakımından Türk minarelerine göre değişiktir.

Geç Dönemde Konya’da barok tarzında inşa edilen Osmanlı camisi olarak dikkat çeker. İstanbul dışında barok tarzda inşa edilen tek cami olmasından dolayı Konya’da görmeye alışık olmadığımız Osmanlı Geç Dönem süsleme özelliklerini yansıtır.

Osmanlı Devletinin toprak kaybetmesine rağmen taşrada önemli bir yapı yapması devletin gücünü gösterir gibidir. Lale Devri’yle başlayan Avrupa sanatından etkilenme Türk mimarisinin Konya’da etkisini yansıtması açısından önemli bir Geç Dönem Osmanlı camisidir. 18.yy’dan başlayarak Osmanlı mimarisine giren barok üslubun, 19.yy’da rokoko ile birleştirildiği devrin eseridir. Mimari bilinmeyen yapı, Konya’da inşa edilen son büyük Osmanlı yapısıdır.